Kesinlikle Bir Klasik: Bloodborne & The Old Hunters DLC

Wolfox’tan mega inceleme!

bloodborne ve the old hunters dlc türkçe inceleme

Yapımcı From Software | Yayıncı Sony Computer Entertainment | Platform PS4 | Türü Aksiyon RPG, Korku | Web Site playstation.com | Çıkış Tarihi 25 Mart 2015

“Ey eski tanrılar! Bizi Kanla kutsayın!”

İtiraf ediyorum, tamamen ters köşe oldum. Playstation konferansında çıkacak PS4’e özel oyunlar tanıtımında “amaaaan yine vampir ve kan temalı bir oyun yapmışlar” diye söylendiktan sonra The Order 1886 oyunu için acayip heyecanlanmıştım. Kısacası umursamamıştım Bloodborne’u. Olayların tam tersi yönde intikal edeceğini hiç düşünmemiştim… Kaldı ki Dark Souls, Demon Souls filan nedir bilmezdim…

Oyunu rahat bir 200 saat oynadıktan sonra, girilmedik yer, ölünmedik köşe bırakmadıktan sonra kaleme alıyorum bu düşüncelerimi. Evet, belki biraz geç oldu. Daha önce de yazabilirdim ama kısmet bugüneymiş. Benim için oyunculuk kariyerimin dönüm noktalarından olan bu oyunun incelemesinde elimden geldiğince farklı bir bakış açısı sunmaya çalışacağım.

Bölüm 1: Ölüm

Oyuna sahip olmadan önce incelemelerde “bol bol ölmeye hazır olun , ilk dakikadan itibaren” cümlesini çok sık okumuştum ama insanlar ne beceriksiz, azcık zorlanınca şikayet ediyorlar ağlak suratlar yeaa diye düşünüyordum. Hahaha bu kadarda yanılır mı bir insan yaa. Oyunu taktım başladım ve çatt diye öldüm. Anladım ki ölüm bu oyunun vazgeçilmez bir parçası. Hatta oyunun başlaması için ölmeniz gerekiyor, asıl oyun ölünce başlıyor. Ölünce kendimizi “Hunter’s Dream” yani avcının rüyasında uyanmış buluyoruz. Burası bir nevi merkez üssü gibi, geliştirmeler, silah, zırh vb. şeyleri buradan temin edip ayarlıyoruz. Kaldığımız veya tekrar oynamak istediğimiz checkpoint noktasınada burdaki mezar taşları vasıtası ile dönüyoruz.

Ölüm, bu oyunda gerçekten can yakıyor arkadaşlar. Hem karaketerinizin canını hemde sizin akıl sağlığınızın canını. Diğer oyunlardaki gibi öldüğünüz yerden 3 saniye önce başlamak gibi bir olay yok. Direk en son checkpoint noktasına dönüyoruz, öldürdüğümüz tüm düşmanlar geri dönüyor, ölmeden önce harcadığımız ekipmanlar (iksir vb.) geri gelmiyor ve en kötüsüde kazandığımız deneyim puanları (Blood Echoes) öldüğümüz yerde kalıyor. Daha kötü ne olabilir derseniz size o düşürdüğünüz deneyimi almanız için tek şansınız var derim. Oraya gelmeden, almadan ölürseniz içinizden hayıııııır diye haykırmaya hazır olun. Öldükten sonra çıkan uzun yükleme ekranı da cabası. İlk zamanlarda çok daha uzundu ama güncellemelerle azalttılar bu bekleme ekranını sağolsunlar.

“Blood Echoes” denen XP yani deneyim puanları sizin herşeyiniz. Seviye atlamak, cephane, silah, iksir almak için hep bu puanları kullanıyoruz. Silahımızı onarmak için, cevher takmak için bile.

Oyundaki ikinci kaynağımızda “Insight” yani içgörüş. Bu acayip ve gizemli bir kaynak. Oyunda sadece belli yerlerde var (birde Chalice Dungeonlarda). Bölüm sonu canavarlarını bulmak ve onları kesmekte bu kaynaktan veriyor. Bu kaynak ile silahları son seviyeye çıkarmak için gerekli olan kan taşlarını, bazı kıyafet setlerini ve pahalı silahları alabiliyoruz. Ayrıca bu kaynak 40’ı geçerse oyun dahada zorlaşıyor arkadaşlar. Haritada görmediğimiz düşmanları görebiliyoruz, düşmanlarımız farklı ilave saldırılar da kullanabiliyorlar. Kısacası karakterimiz içgörüşü arttıkça kafayı yemeye başlıyor. Bu kaynak ölünce sıfırlanmıyor ama bazı yaratıklar özel saldırıları ile sizden 1 adet içgörüş çekebiliyorlar dikkat!

Benim bu kaynak sistemninde hoşuma giden nokta, oyun içi kaynakların sırf rakamlardan ibaret değil, oyunun içine yedirilmiş dinamik bir kaynak olmaları. Insight ve Blood Echoes’ta oyunun hikayesinin bir parçası. Oyunla olan tecrübenizi, etkileşiminizi etkileyen birer faktör.

Kısacası ölüm bu oyunun bir parçası, ölmeye alışın. Hayatım boyunca oynadığım tüm oyunlarda (WoW, LoL, CS hariç) toplasam bu Bloodborne’da öldüğüm kadar bir sayı etmez (çok ciddiyim). Belli bir süre sonra ölmekten zevk alacaksınız, sizi daha da gaza getirecek emin olun.

Bölüm 2: Rüya

Hikayemiz avcının rüyasında “Gehrman” denen yaşlı, tekerlekli sandalyeye mahkum ama aynı zamanda ilk avcı olan kişi ile tanışmamızla başlıyor. Başta bizi hafif yönlendirsede oyunda ilerledikçe bu yönlendirme, yani ne yapacağımızı söyleme özelliği kayboluyor.

Aslında oyun bizi hiç yönlendirmiyor desem yeridir. Bilgi kırıntılarından, hatta oyunda bulduğumuz eşyaların tanımlarını okuyarak bir anlam çıkarmaya ve ona göre ilerlemeye çalışıyoruz. Sadece kilit yerlerde oyun içi karakterler biraz yönlendirme yapıyorlar (e bir zahmet) ama işin ilginç yanı şu, oyun çizgisel olmadığı için hangi karakterle ne zaman karşılaşacağınız değişebiliyor, oyunda buna göre yol alıyorsunuz. Mesela bir haritada karşılaştığım bir avcı bana direk top tüfek dalarken arkadaşımın oyununda ise ona yardım etmiş. Hangi karakterle ne zaman karşılaştığınız, ne tepkiler verdiğiniz gidişatı etkiliyor yani.

Belki internette okuyup izlemişsinizdir Bloodborne’un hikayesini. Farkedeceğiniz ilk şey herkesin ortaya farklı bir anlam ve hikaye çıkardığı olacaktır. Nitekim bu oyunun yapımcıları tarafından kasıtlı olarak yapılmış bir durum. Miyazaki bu duruma “Küçükken ingilizce korku romanlarını okurdum ve tam anlamadığım için, anladığım bilgi kırıntıları ile ortaya bir hikaye çıkarmaya çalışırdım” demiş. İşte aynen öyle bir durum söz konusu. Bloodborne, hikayenin bize kaşık ile beslendiği oyunların arasından böylelikle sıyrılıyor.

Oyun sırasında o kadar araştırarak, her yere girerek oynamaya çalıştım. Buna rağmen oyunu bitirdiğimde iki tane boss’u atlamış olduğumu farkettim. Her boss’u kesmenize gerek yok ama bazı bossları da hikayenin ilerlemesi için mecbur kesmeniz lazım, zaten onları kaçırmanız mümkün değil, telaşlanmayın.

Geldik işin boss yani bölüm sonu canavarı diye tabir edilen kısmına. Bu canavarlar insana sinirden kurdeşen döktürür arkadaşlar. Hele ilk bosslar benim gibi daha önce Dark Souls oynamamış biriyseniz sizi sinir krizlerine sokabilir. Gerçekten sabır isteyen bosslar var ve size tavsiyem şu olacaktır; o “son bir tane daha vurayım” içgüdüsünden kurtulun yoksa bu yüzden çok ölürsünüz ona göre. Demedi demeyin.

Bölüm 3: Diriliş

Bloodborne’un grafikleri, mekanları, gizemleri hepsi çok detaylı ve üstünde iyi çalışılmış sanat eserleridir diyebilirim. O karanlık renk paleti olsun, oyunda ilerledikçe değişen ışıklandırma olsun, gizli geçitlerin akıllıca yerleşimi olsun bunlar hep oyunu kaliteli, farklı ve bir o kadarda unutulmaz kılan faktörler.

Grafik konusunda tek şikayetim oyunun 30fps olması arkadaşlar. Mekanların, karakterlerin detay seviyesini ve PS4’ün kapasitesini göz önünde bulundurunca bu aslında mecburi bir durum oyuncu dostlarım. Oynayabileceğimiz tek platformda PS4 olunca yapıcak birşey yok. Dark Souls 3’ü PC de oynadım, 60fps hakikaten daha akıcı kılıyor oyunu ama dediğim gibi yapıcak birşey yok. Belki PS4 Pro için geriye dönük 60fps yaması çıkartabilirler ama bu çok uzak bir ihtimal.

Gelelim DLC’ye. Arkadaşlar size burdan bağırarak sesleniyorum. İlk oyunu bitirdiğinizde sakın ama sakınn NG+ yani yeni oyuna başlamayın yoksa DLC’ye başlamak için kesmeniz gereken boss Vicar Amelia’yı kesmeniz epey zaman alabilir, zorluk NG+ olarak başlayınca epey artıyor, tek yemeye başlıyorsunuz. Burda yapabileceğiniz tek şey Blood Echo farmlamak oluyor ki buda zaman alan bir işlem. Hele arada bir ölüp, Echo’ları kaybedeceğinizi düşündüğünüzde sinir bozucu bir hal de alıyor.

DLC’ye başlamayı başarabilirseniz (Level 100 olmadan düşünmeyin bile) kurtuldum sanmayın çünkü zorluk direk 2-3 kat artıyor. Bol bol rakip avcılarla karşılaşmaya başlıyorsunuz. Bunlar, ilk oyundaki avcılar gibi değiller. Çok ender tek, çoğunlukla çiftler halinde hatta üçer üçer geliyorlar üzerinize. Kullandıkları farklı silahlar da cabası. Burada zorluk olarak duvara toslamış hissedebilirsiniz kendizini, yılmayın.

Vicar Amelia’nın kapısından çıkan celladımsı yaratığı da geçebilirsiniz, kesmenize gerek yok. Bide Ludwig var, hani o uzun, büyük, ağır kılıcını kullandığımız. İşte o varya o… oyunculuk hayatınızda karşılaşabileceğiniz en zor boss olacaktır. Garanti ediyorum. 15 denemeden önce kesen arkadaş varsa ispatı ile bana ulaşsın ona direk 1000 LoL RP atıcam, bu kadar netim bu konuda. Ben epey denedikten ve 20 level kadar farm yapıp seviye atladıktan sonra kesebildim. Kestiğimde de egom 1500 oldu orası ayrı 🙂

Bu Ludwig denen sinir harbini atlatabilirseniz oldukça kaliteli bir DLC sizi bekliyor dostlarım. İlk oyun kadar uzun değil ama ilk oyundan oldukça zor bosslara sahip olduğu için epey zamanınızı alacaktır. Hikaye’ye de katkı yapan, olayı dahada netleştiren elementler mevcut. Oynadığınıza değiyor yani.

Eğer ilk oyunu henüz almadıysanız direk Game of the Year Edition’u alın. Bu sizi 40GB’lık DLC’yi indirme derdinden kurtaracaktır. Ben D&R indiriminde yakalamıştım, sırf o 40GB’ı indirmemek için eskisini sattım ve GOTY alıp kurdum. Eski kayıt dosyaları çalışıyor merak etmeyin.

Hayatımdaki en uzun inceleme yazılarından biri oldu bu. Hala anlatacak o kadar şey varki inanın her noktaya değinebilmek için bir bu kadar daha yazmam lazım. Yazı daha da uzayıp oyunsever kardeşlerimi çaydırmadan incelememi burada sonlandırıyorum. En sağlıklısı alıp oynamanız olacaktır, herşey kafanızda daha netleşecek merak etmeyin.

Bitirip hikayeyi hala merak ediyorsanız bir Bloodborne hayranının oyundan tamemen kendi araştırmasıyla ortaya çıkardığı kitabı (evet yanlış duymadınız kitap) buradan okuyabilirsiniz. Sağlam ingilizce gerektiriyor ona göre. Oyun sırasında size her konuda çok yardımcı olacak Wiki sayfası da burda.

Kısaca Artılar
+ Muhteşem grafikler (PS4 standartlarına göre)
+ Harika atmosfer ve sanat yönetimi
+ Sağlam ama bir o kadarda gizemli hikaye
+ Bitirince ki o tatmin hissi (oyuncu geçinen arkadaşlarınızı sınırsız ezebilme lüksü)
+ PS4 sahiplerine verdiği böbürlenme hakkı 🙂

Kısaca Eksiler
– 30fps olması (mecburen)
– Sadece PS4 için olması (PC ve XONE için asla çıkmayacak)
– Öldüğünüzde çıkan yükleme ekranı hala uzun sayılır
– Ölmekten bıkıp oyunu yarım bırakma potansiyelinin yüksek oluşu

Sonuç
= Her PS4 sahibinin mutlaka oynaması gereken bir başyapıt!

Yazar: Wolfox

Kendini bildi bileli oyun oynuyor, oynamaya da devam edecek. Amacı, yıllar boyu biriktirdiği deneyim ve tecrübeleri oyuncu dostlarına aktarmak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s